logo

CUMHURİYET, BİZİM HİKÂYEMİZ…

Sezen Turhan

Sezen Turhan
sturhan016@gmail.com
CUMHURİYET, BİZİM HİKÂYEMİZ…

Bazı günler vardır, takvimde bir tarih olmaktan çok daha fazlasıdır. İnsanın içine dokunur, geçmişini hatırlatır, bugününü sorgulatır ve yarına dair umutlarını tazeler. 29 Ekim de işte tam böyle bir gündür. Sadece bayrakların asıldığı, marşların söylendiği, törenlerin yapıldığı bir gün değil; bir milletin yeniden ayağa kalkışının, kendi kaderine sahip çıkışının ve geleceğini kendi elleriyle kurma iradesinin adıdır Cumhuriyet.

Bir düşünün…

Yoklukların içinden geçmiş bir millet. Savaşların yorduğu, acıların eksiltmediği, nice evladını toprağa emanet etmiş bir ülke. Ama bütün bunlara rağmen umudunu kaybetmeyen insanlar… Elinde avucunda çok az şey kalmışken bile yarınlara inanmaktan vazgeçmeyen bir halk…

İşte Cumhuriyet, o inancın içinden doğdu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesi, 29 Ekim 1923’te yepyeni bir dönemin kapısını açtı. Cumhuriyet ilan edildiğinde yalnızca yönetim biçimi değişmedi; bir milletin geleceğe bakışı da değişti. Artık söz, milletindi. Artık umut, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak geleceğindeydi.

Bugün dönüp baktığımızda Cumhuriyet’in ne kadar büyük bir emanet olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişten bize kalan bir miras değil, geleceğe karşı taşıdığımız bir sorumluluktur.

Peki, biz bu emanete nasıl sahip çıkıyoruz?

Bence asıl mesele tam da burada başlıyor.

Cumhuriyet’i sevmek, yalnızca 29 Ekim’de bayrak asmakla sınırlı değil. Elbette bayrağımızı gururla dalgalandıralım, İstiklal Marşı’mızı yüreğimiz titreyerek okuyalım, çocuklarımızla birlikte törenlere katılalım. Bunların hepsi çok kıymetli. Ama Cumhuriyet’in ruhu, günlük hayatımızın içinde de yaşamalı.

Bir çocuğun eşit şartlarda eğitim alabilmesi için çaba gösteriyorsak, Cumhuriyet’i yaşatıyoruz. Bir gencin hayallerini gerçekleştirebilmesi için ona fırsat tanıyorsak, Cumhuriyet’i yaşatıyoruz. Kadınların hayatın her alanında özgürce var olmasını savunuyorsak, adalete, emeğe ve insan onuruna sahip çıkıyorsak, işte o zaman Cumhuriyet’in anlamını gerçekten kavrıyoruz.

Çünkü Cumhuriyet, bir çocuğun gözlerindeki umutta, bir annenin evladının geleceğine duyduğu güvende, alın teriyle çalışan bir insanın emeğinin karşılığını alabildiği bir ülkede saklıdır.

Bir de memleketimizin dört bir yanında, belki de hiç tanımadığımız insanların hayatlarına dokunan küçük ama güzel şeyler var. Bir öğretmenin öğrencisi için gösterdiği fedakârlık, bir esnafın zor günlerde kepengini açmak için verdiği mücadele, bir gencin ülkesine faydalı olabilmek için gecesini gündüzüne katması… Bunların hepsi bu ülkenin hikâyesinin bir parçası.

Cumhuriyet biraz da budur işte. Aynı bayrağın altında, farklı hayatlar yaşasak da ortak bir geleceğe inanabilmek…

Bazen düşünüyorum da, bizler Cumhuriyet’in kıymetini en çok zor zamanlarda anlamıyor muyuz? Birlikte hareket etmenin, birbirimizi dinlemenin, farklılıklarımıza rağmen aynı sofrada oturabilmenin değerini hatırladığımızda Cumhuriyet’in bize ne kadar büyük bir ortak zemin sunduğunu daha iyi görmüyor muyuz?

Elbette her şey dört dörtlük değil. Eksiklerimiz var, çözmemiz gereken sorunlarımız var, gelecek kaygısı taşıyan gençlerimiz var. Ama bütün bunlar, umudumuzu kaybetmek için değil; daha iyisini yapmak için birer neden olmalı.

Cumhuriyet bize yalnızca bir ülke bırakmadı. Bize düşünme, üretme, öğrenme, sorgulama ve geleceğimizi şekillendirme sorumluluğu da verdi. Bu sorumluluğu yerine getirmek ise hepimizin ortak görevi.

Ve bugün, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü karşılarken, belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: Bizden sonraki nesillere nasıl bir ülke bırakacağız?

Çocuklarımızın korkmadan hayal kurabildiği, gençlerimizin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda hissetmediği, insanların birbirine daha fazla güvendiği, adaletin ve emeğin değer gördüğü bir Türkiye…

Böyle bir ülke hayal etmek çok mu zor? Bence değil. Yeter ki birbirimize karşı sorumluluklarımızı unutmayalım. Yeter ki Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin büyük bir başarısı olarak görmeyelim; her gün yeniden emek verilmesi gereken ortak değerimiz olarak kabul edelim.

29 Ekim geldiğinde sokaklarımız kırmızı beyaza bürünsün. Balkonlarımızda bayraklarımız dalgalansın. Çocuklarımız ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklara çıksın. Marşlarımızı hep bir ağızdan söyleyelim. Ama bütün bunları yaparken bir şeyi de hiç unutmayalım: Cumhuriyet’in gerçek gücü, onu yürekten sahiplenen insanlarından gelir.

Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız için mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Ve bu 29 Ekim’de hepimizin yüreğinde aynı duygu olsun: Bu ülkeye, bu bayrağa, bu Cumhuriyet’e duyduğumuz sevgi…

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte yazılmış bir destan değil; bugün bizim yazmaya devam ettiğimiz bir hikâyedir.

O hikâyenin adı Türkiye’dir. O hikâyenin adı bağımsızlıktır. O hikâyenin adı Cumhuriyet’tir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Etiketler: » » » » » » » » »
39 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sapla Samanı Karıştırmadan, Antalya’nın Güzelliklerine Bakalım

    28 Ağustos 2026 Antalya, Genel, Kemer, Kemer Güncel, KONYAALTI, Köşe Yazıları, Turizm

    Antalya’da, özellikle de Kemer’de son dönemlerde bazı tartışmalara bakıyorum da insan ister istemez aynı soruyu soruyor: Biz gerçekten bu şehrin güzelliklerini mi konuşmak istiyoruz, yoksa her güzel işin üzerine bir parça siyaset serpiştirip tadını mı kaçırıyoruz? Ben şahsım adına bundan böyle tercihini daha net ortaya koymak istiyorum: Antalya’nın güzelliklerini, Kemer’in değerlerini ve bölgemizde yapılan iyi işleri daha fazla paylaşmayı yeğleyeceğim. Çünkü Antalya, kimimizin doğduğu, kimimizin doyduğu, kimimizin çocuklarını büyüttüğü m...
  • Bayramın Gerçek Anlamı: Paylaşmak, Hatırlamak ve Umudu Kaybetmemek

    26 Mayıs 2026 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Kurban Bayramı, sadece takvimde yer alan dini bir gün değil; paylaşmanın, dayanışmanın, kırgınlıkları geride bırakmanın ve insan olmanın yeniden hatırlandığı özel zamanlardan biridir. Bayram sabahı erken saatlerde sokaklara yayılan o tanıdık telaş, çocukların heyecanı, büyüklerin duaları ve kapıları çalan misafirler aslında bizi biz yapan değerlerin hâlâ yaşadığını gösterir. Bugün modern hayatın yoğunluğu içinde birçok şeyi hızla tüketiyoruz. Zamanı, ilişkileri, hatta bazen sevgiyi bile… Ancak bayramlar bize yavaşlamayı, birbirimizi yeniden...
  • Ramazan’ı Uğurlarken, Bayramın Tatlı Başlangıcına

    18 Mart 2026 Köşe Yazıları

    Ramazan’ı Uğurlarken, Bayramın Tatlı Başlangıcına Bir ay boyunca sabırla, sükûnetle, kimi zaman içimize dönerek, kimi zaman paylaşarak yaşadığımız Ramazan’ı geride bıraktık. Her iftar sofrasında biraz daha çoğalan bereket, her sahurda edilen dua ve her gün tutulan oruçla aslında sadece aç kalmadık; ruhumuzu da doyurduk. Şimdi ise o güzel ayı uğurlayıp, bayramın sıcaklığına adım atıyoruz. Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; aynı zamanda hatırlama ayıdır. Unuttuklarımızı hatırladığımız, ihmal ettiklerimizi telafi etmeye çalıştığımız bir ...
  • Tahliye Kapısı Açıldı, Peki Vicdan Kapısı?

    31 Aralık 2025 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Tahliye Kapısı Açıldı, Peki Vicdan Kapısı? Cezaevlerinde tahliyeler başladı. Kapılar açıldı, umutlar yeşerdi. Ancak ne yazık ki sokaklara yansıyan manzara, bu umudu kısa sürede gölgeledi. Daha dün cezaevinden çıkan bazı isimlerin bugün yeniden suç dosyalarıyla anılır olması, toplumda haklı bir öfkeyi de beraberinde getirdi. “Gerçek cezalılar” diye tabir edilen, suçu yaşam biçimi haline getirmiş kişiler, kaldıkları yerden devam ediyor. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var. Bir de “kader mahkûmu” denilen bir gerçek var. Borç yüzünden, y...