Son Dakika


Bir düşünün…
Yoklukların içinden geçmiş bir millet. Savaşların yorduğu, acıların eksiltmediği, nice evladını toprağa emanet etmiş bir ülke. Ama bütün bunlara rağmen umudunu kaybetmeyen insanlar… Elinde avucunda çok az şey kalmışken bile yarınlara inanmaktan vazgeçmeyen bir halk…
İşte Cumhuriyet, o inancın içinden doğdu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesi, 29 Ekim 1923’te yepyeni bir dönemin kapısını açtı. Cumhuriyet ilan edildiğinde yalnızca yönetim biçimi değişmedi; bir milletin geleceğe bakışı da değişti. Artık söz, milletindi. Artık umut, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak geleceğindeydi.
Bugün dönüp baktığımızda Cumhuriyet’in ne kadar büyük bir emanet olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişten bize kalan bir miras değil, geleceğe karşı taşıdığımız bir sorumluluktur.
Peki, biz bu emanete nasıl sahip çıkıyoruz?
Bence asıl mesele tam da burada başlıyor.
Cumhuriyet’i sevmek, yalnızca 29 Ekim’de bayrak asmakla sınırlı değil. Elbette bayrağımızı gururla dalgalandıralım, İstiklal Marşı’mızı yüreğimiz titreyerek okuyalım, çocuklarımızla birlikte törenlere katılalım. Bunların hepsi çok kıymetli. Ama Cumhuriyet’in ruhu, günlük hayatımızın içinde de yaşamalı.
Bir çocuğun eşit şartlarda eğitim alabilmesi için çaba gösteriyorsak, Cumhuriyet’i yaşatıyoruz. Bir gencin hayallerini gerçekleştirebilmesi için ona fırsat tanıyorsak, Cumhuriyet’i yaşatıyoruz. Kadınların hayatın her alanında özgürce var olmasını savunuyorsak, adalete, emeğe ve insan onuruna sahip çıkıyorsak, işte o zaman Cumhuriyet’in anlamını gerçekten kavrıyoruz.
Çünkü Cumhuriyet, bir çocuğun gözlerindeki umutta, bir annenin evladının geleceğine duyduğu güvende, alın teriyle çalışan bir insanın emeğinin karşılığını alabildiği bir ülkede saklıdır.
Bir de memleketimizin dört bir yanında, belki de hiç tanımadığımız insanların hayatlarına dokunan küçük ama güzel şeyler var. Bir öğretmenin öğrencisi için gösterdiği fedakârlık, bir esnafın zor günlerde kepengini açmak için verdiği mücadele, bir gencin ülkesine faydalı olabilmek için gecesini gündüzüne katması… Bunların hepsi bu ülkenin hikâyesinin bir parçası.
Cumhuriyet biraz da budur işte. Aynı bayrağın altında, farklı hayatlar yaşasak da ortak bir geleceğe inanabilmek…
Bazen düşünüyorum da, bizler Cumhuriyet’in kıymetini en çok zor zamanlarda anlamıyor muyuz? Birlikte hareket etmenin, birbirimizi dinlemenin, farklılıklarımıza rağmen aynı sofrada oturabilmenin değerini hatırladığımızda Cumhuriyet’in bize ne kadar büyük bir ortak zemin sunduğunu daha iyi görmüyor muyuz?
Elbette her şey dört dörtlük değil. Eksiklerimiz var, çözmemiz gereken sorunlarımız var, gelecek kaygısı taşıyan gençlerimiz var. Ama bütün bunlar, umudumuzu kaybetmek için değil; daha iyisini yapmak için birer neden olmalı.
Cumhuriyet bize yalnızca bir ülke bırakmadı. Bize düşünme, üretme, öğrenme, sorgulama ve geleceğimizi şekillendirme sorumluluğu da verdi. Bu sorumluluğu yerine getirmek ise hepimizin ortak görevi.
Ve bugün, Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü karşılarken, belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: Bizden sonraki nesillere nasıl bir ülke bırakacağız?
Çocuklarımızın korkmadan hayal kurabildiği, gençlerimizin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda hissetmediği, insanların birbirine daha fazla güvendiği, adaletin ve emeğin değer gördüğü bir Türkiye…
Böyle bir ülke hayal etmek çok mu zor? Bence değil. Yeter ki birbirimize karşı sorumluluklarımızı unutmayalım. Yeter ki Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin büyük bir başarısı olarak görmeyelim; her gün yeniden emek verilmesi gereken ortak değerimiz olarak kabul edelim.
29 Ekim geldiğinde sokaklarımız kırmızı beyaza bürünsün. Balkonlarımızda bayraklarımız dalgalansın. Çocuklarımız ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklara çıksın. Marşlarımızı hep bir ağızdan söyleyelim. Ama bütün bunları yaparken bir şeyi de hiç unutmayalım: Cumhuriyet’in gerçek gücü, onu yürekten sahiplenen insanlarından gelir.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız için mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Ve bu 29 Ekim’de hepimizin yüreğinde aynı duygu olsun: Bu ülkeye, bu bayrağa, bu Cumhuriyet’e duyduğumuz sevgi…
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte yazılmış bir destan değil; bugün bizim yazmaya devam ettiğimiz bir hikâyedir.
O hikâyenin adı Türkiye’dir. O hikâyenin adı bağımsızlıktır. O hikâyenin adı Cumhuriyet’tir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Etiketler: antalya » GAZETE » genel » gündem » İNTERNET GAZETESİ » kemer » kepez » konyaaltı » siyaset » turizmİLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
28 Ağustos 2026 Antalya, Genel, Kemer, Kemer Güncel, KONYAALTI, Köşe Yazıları, Turizm
26 Mayıs 2026 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler
18 Mart 2026 Köşe Yazıları
31 Aralık 2025 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler